Avrupalı bir elçinin gözünden Osmanlı İmparatorluğu

Avrupalı diplomat Ogier Ghislain de Busbecq”in, Osmanlı”nın altın çağı olan Kanuni döneminde yaptığı gözlemler sonucunda yazdığı ilginç mektuplar kitap halinde Türkçe”ye çevrildi. Padişah”ın yüzüne pudra sürmesi, Hürrem Sultan”ın Kanuni”ye aşk iksiri içirdiği yönündeki inanışlar ve dönem halkının yaşayışı hakkında ilginç bilgileri bu mektuplarda okuyabilirsiniz…

          Avrupalı diplomat Ogier Ghislain de Busbecq, 1554 yılında Osmanlı ülkesine doğru yola çıkar. Görevi Osmanlı İmparatoru”yla Avusturya arasında son bulmayan sınır anlaşmazlığını çözmektir.İstanbul’daki görevi öncesinde arkadaşı Macar asıllı diplomat Nicholas Machault”a İstanbul”a yolculuğunu teferruatıyla anlatacağını vadeder. Başta İstanbul olmak üzere Osmanlı ülkesinin dört bucağında uzun zaman geçiren Busbecq, o dönemde yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını söz verdiği gibi dostuna mektuplarla anlatır… Kanuni”nin Hürrem”le ve şehzadeleri ile ilişkilerinden Osmanlı ordugâhlarındaki düzene, hamam âdetlerinden güncel dedikodulara, depremlerden dilencilere birçok konuyu mektuplarında anlatıyor diplomat… 


                Saray”daki herkesin yükselme şansı var

         Mektuplarda Osmanlı’nın adaletine vurgu yapılıyor: “Sultan”ın karargâhında herkes itibarını kendi meziyetlerine borçlu. Doğduğu aileden dolayı kimseye ayrımcılık yapılmaz. Kişiye, verdiği hizmetlere göre saygı gösteriliyor. Türk imparatorluğunda her insanın içine doğduğu şartları değiştirme imkânı vardır. İşte Türkler bu nedenle neye teşebbüs etseler başarılı oluyorlar.Sarayda yaşanan olaylar da anlatılıyor: “Türk sultanlarının oğlu olmak büyük bir mutsuzluk, zira aralarından biri babasının yerine tahta geçtiğinde, bu diğerleri için kaçınılmaz bir ölüm demek. Eğer tahta geçenin kardeşlerindenbiri hayatta kalabilmişse bu askerler sultandan devamlı olarak ihsan talep ederler. Dolayısıyla Türk sultanları ellerini kardeş kanıyla kirletmek zorunda kalır.” 

             Dillerini kesseniz kurbağa yemezler

      Balıkçılar Türk’ten ziyade Rum’dur. Türkler önlerine konduğunda balığı reddetmezler ancak bunlar temiz kabul ettikleri cinsler olmalıdır. Zehir içerler de başkasını yemezler. Bir Türk kurbağa, sümüklüböcek, kaplumbağa gibi temiz kabul etmediği yiyeceği ağzına koymaktansa dilinin kesilmesine yahut dişlerinin sökülmesine razıdır. 

             Hürrem Kanuni”ye aşk iksiri veriyor

       Kanuni, yaşlanmış olmasına rağmen davranışlarındaki asalet ve dış görünüşü ile bir imparatorluğun başına yakışır bir hükümdar. Her zaman tasarruftan yana ve kendine hakim. Hep şaraptan uzak durmuş, Türklerin ekseriya düşkünü olduğu kötü alışkanlıklara kapılmamış. Onu en acımasızca tenkit edenler bile karısına aşırı derecede boyun eğmesinden başka aleyhinde konuşulacak şey bulamıyorlar. Bu zaafını da karısının kullandığı aşk iksirlerine ve büyülere yüklüyorlar. Din ve geleneğin katı bir muhafızı. Elçilere görünürken, onlara sıhhatinin yerinde olduğu intibaını vermek için yüzüne kırmızı pudra sürüyor. 

             Siyah uğursuzluk, pembe seçkinlik 

        Türkler siyahın kötü ve talihsizlik getiren bir renk olduğuna inanıyor ve birinin siyah giymesini uğursuzluk addediyorlar. Öyle ki paşalar bizi birkaç defa siyah elbiselerle görünce ciddi şikâyetlerde bulunmuşlardı. Pembe renk ise seçkinlik alametidir. Ancak savaş zamanı ölümün habercisi addedilir. Beyaz, sarı, mavi, menekşe, kurşuni ve diğerleri daha uğurlu renkler sayılır. 

              Meyveyi ekmeğin yanında yiyorlar

         Türkler yemek yeme zevkinden o kadar uzak ki ekmek, tuz, biraz sarımsak veya soğan bir de yoğurttan başka bir şey istemezler.Yolculuk sırasında ise ete veya sıcak ekmeğe rağbet etmezler. Hoşlandıkları şeyler ekşitilmiş süt, peynir, kuru erik, armut, şeftali, ayva, incir, kuru üzüm ve vişnedir. Bu meyveleri temiz suda kaynatıp büyük toprak tepsilere koyarlar. Meyveyi de ekmeğin yanında katık olarak yerler. Sonra da suyunu içerler. Böylece yiyecek ve içecek çok ucuza mal olur. Resmi yemekleri genellikle börek, çeşitli tatlılar ve yanına koyun eti ve tavuk ilave ettikleri muhtelif pirinç yemekleri… Sülünün, ardıç kuşu ve benzerlerinin adını dahi duymamışlar. 

              Osmanlı tokadı gibi diplomasi

         Türkler şüphecidir ve Hıristiyan hükümdarlar tarafından gönderilen elçilerin bir seri talimatlarla geldiklerini düşünürler. Onlara göre elçiler duruma ve şartlara uygun olanı ortaya sürer. Eğer mümkünse öncelikle en müsait şartlarla anlaşmaya çalışırlar. Başarı elde edemezlerse giderek daha ağır şartları kabule yanaşırlar. İşte bu nedenle gözdağı vermenin gerekli olduğunu düşünürler. Elçileri şavaşla tehdit ederler ve neredeyse esir muamelesi yaparlar onlara… Böylece elçilerin, kendilerine saklamaları emredilmiş olan talimatları, çektikleri baskı yüzünden bir an önce ortaya çıkarmasını sağlamaya çalışırlar.

             Atı tökezleyen paşa azledildi 

        Türkler kehanete ve fala gerçekten büyük önem verirler. Bir paşanın atı tökezlediği için makamından azledildiği meşhurdur. Bu olay büyük bir felaketin işareti olarak görülmüş ve onu azlederek uğursuzluğu devletin başından bir şahsın başına aktarmak istemişler.


Bu yazı

tarihinde

tarafından oluşturulmuştur.

Yazı kategoris :


Yorumlar

Yorum bırakın